|

| Eskihisar
/Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi

Osmanlı
İmparatorluğunun son dönemlerinde Gebze ve civar köyleri özellikle
yönetimin üst düzey kişileri için yazları gelinip kalınan gözde
sayfiye yerleri arasında yer almaktadır. Osman Hamdi Bey'in babasının
da Eskihisar köyünde bir konağı vardır.
Osman
Hamdi Bey Eskihisar'ı babasının Gebze'deki konağına gittikleri sırada
tanımıştır. Gençlik yıllarında burada 28 dönümlük bir arazi satın
alır. 1884 yılında deniz kenarındaki bu güzel koyda bir köşk yaptırır.
Planını kendisinin çizdiği bu yapı, Fransız Mimarisinden izler taşır.
Yapının kiremit, tuğla, ahşap aksamı gibi teknik malzemeleri, Fransa
Lyon'dan gemi ile getirilmiştir. Eskihisar'ı çok seven Osman Hamdi,
resmi ve ilmi çalışmalarından arta kalan zamanda ilk fırsatta ailesiyle
bu eve gelmiş ve evin değişik odalarında bahçede ve resim atölyesinde
resim yaparak zamanını geçirmiştir(11).

Osman
Hamdi Bey 1884 yılından itibaren ömrünün neredeyse tüm yazlarını
Eskihisar köyünde geçirmiştir.
Günümüzde Müze olarak hizmet veren Osman Hamdi bey konağı, Eskihisar
beldesinin merkez sayılan kısmının batı tarafında, sahile paralele
bir yerdedir. Binanın bulunduğu arsa sahile paralel olup, bahçesi
ağaçlık ve kuzeye doğru yükselen bir tepe üzerindedir. Köyün batı
tarafında yer alan sahildeki köşk ve eklenti binalarına resim stüdyosunu
(resimhane) ve kayık barınağını (kayıkhane) yaptırır. Giriş katının
ahşap kapılarının tablalarına 1901-1903 yıllarında yaptığı çok güzel
çiçek resimlerinin her biri bugünkü tablolarının değeri düzeyindedir.
Köşk ve eklenti binaları 1. Dünya Savaşı sıralarında karargâh komutanının
emrine verilmiştir. Atatürk ve İsmet İnönü Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli
evrelerinde bu köşkte kalmışlardır. Sonraları Osman Hamdi Bey'in
köşkü uzun süre kaderine terk edilmiştir. 1945'de çıkan bir yangın
ile üst katı yanmış. Ancak, 1966larda köşk, müştemilat ve korusu
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca tescil ettirilip kamulaştırılmıştır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından köşk ve eklenti binaları iki
yıl süren onarım çalışmalarıyla bugünkü haline dönüştürülerek müze
haline getirilmiştir. 24.03.2006 tarihine kadar Kocaeli Müzesi Müdürlüğüne
bağlı birim olarak hizmet veren Müze, bu tarihten sonra Kültür ve
Turizm Bakanlığı ile yapılan protokolle, Kocaeli Büyükşehir Belediye
Başkanlığına geçmiş ve Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler
Dairesi Başkanlığı, Müzeler Şube Müdürlüğü tarafından yapılan teşhir
tanzim çalışmaları ve çevre düzenlemesi ile galeri müze özelliği
verilerek yeniden faaliyete girmiştir. Müzenin içindeki dekorasyon
(perde, mobilya, örtü) tamamen dönem özelliklerine göre hazırlanmıştır.
Osman Hamdi Bey'in kişisel eşyaları, aile resimleri ve yapmış olduğu
resim çalışmalarının birebir ölçekli geniş bir koleksiyonu Müzede
yer almaktadır.

Müzenin en ilginç tarafı, üst kattaki odalardan birisinde Osman
Hamdi Beyin resim çalışmalarından "Çiçek Düzenleyen Kız"'
tablosunun yapıldığı (ressamın modeliyle birlikte çalıştığı) anın
üç boyutlu modellerle canlandırıldığı son derece estetik bir düzenlemeye
sahip sunumdur. Burada izleyicinin tablonun yapıldığı ana gönderilmesi
ve belleğinde hoş duygularla müzeden ayrılması amaçlanmıştır.
Osman
Hamdi'nin bir yapıtının gerçekle ilişkilendirilmesi, modern müzecilikte
eğlendirerek öğretmeye dayalı sergileme anlayışının en üst seviyesini
göstermektedir.
Osman
Hamdi Bey'in evinin bahçesi ve müştemilatı da yine halkın değerlendirmesi
için planlanmıştır. Bahçedeki resimhane, anısına ve aslına uygun
resim galerisi olarak kullanıma hazırlanmıştır. Bu yapının bir bölümü
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı,
Müzeler Şube Müdürlüğü tarafından amatör ressamların çalışabileceği
atölye olarak halka sunulmuştur.

Fotoğraflar:
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı
Arşivi.
|

Osman Hamdi
Bey Nemrut Kazıları sırasında 1883

Sidon (Sayda)
kazılarında İskender Lahti'nin mezar odasından çıkarılışı - 1887
|
OSMAN
HAMDİ BEY
(30 Aralık 1842- 24 Şubat 1910)
"Sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın oğludur. Hukuk öğrenimi amacıyla
Paris'e gönderilir. Hukuk yerine resim ve arkeoloji eğitimini tercih
eden Osman Hamdi, 1869'da yurda döndükten sonra Devletin farklı kademelerinde
görev alır. 1881'de Müze-i Hümayun müdürlüğüne atanmasıyla bu alanda
devrim sayılabilecek. eski eserlerimizin yurt dışına götürülmesini yasaklayan
"1883 Asar-ı Atika Nizamnamesi"ni hazırlar. Yaptığı kazılarla
ilk Türk Arkeologu unvanını alır. Ülkede İlk Bilimsel Türk kazıları
ve Çağdaş Müzecilik anlayışı onunla başlar. Bu çalışmalarından ötürü
Türk Müzeciliğinin modern anlamda gerçek kurucusu olarak kabul edilmiştir.
Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesinin temeli sayılan "Sanayi-i Nefise
Mekteb-i Alisi"ni 1883 de kurması ile sanat ve kültür alanında
ülkemize yaptığı katkılar doruğa ulaşır."
Hayatı
30 Aralık 1842 de İstanbul'da doğar. Osman Hamdi Bey, 1856'da Mekteb-i
Maarif-i Adliye'de öğrenime başlar ve birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi
amacıyla Paris'e gönderilir. Osman Hamdi burada bir süre hukuk öğrenimine
devam ettikten sonra güzel sanatlara sevgisinin ağır basmasıyla hukuk
ve resmi bir arada yürütmeye karar verir. Ancak sonunda resmi tercih
etmiştir(1) . Genç yaşta gönderildiği Paris'te
12 yıl kalır. Bu sırada açılan Paris Sergisi'nde görev alır(1867)(2)
. Paris'te tanıştığı Marie adlı bir bayanla evlenen Osman Hamdi, İstanbul'a
1869 yılında döndüğü zaman, Mithat Paşa'nın "Umur-u Ecnebiye Müdürü"
(Yabancı İşleri Müdürlüğü) olarak Bağdat'a gider. Hamdi Bey, Bağdat'ta
iken, bölgenin tarihi ve arkeolojisiyle ilgilenir. İlk arkeolojik çalışmalarını
Bağdat'ta yapar, bazı arkeolojik eserleri İstanbul'a göndertir. İstanbul'a
dönüşte, 1871'de ecnebi büyükelçilerin protokol işleriyle uğraşmak görevine
atanır. Bu sırada düzenlenen 1873 Viyana Sergisi'ne birinci komiser
olarak katılır. Viyana'da bulunduğu sırada yine bir Fransız ve adı da
Marie olan ikinci eşiyle tanışır. O zaman on yedi yaşında olan ve sonradan
Naile olarak adı değişen bu hanımla İstanbul'a döndüğünde birinci eşinden
ayrılır. İlk eşinden Fatma ve Hayriye isimli iki kızı olmuştur. Naile
hanımdan da Melek, Leyla, Edhem ve Nazlı adlı çocukları olur.
Osman
Hamdi Bey iyi dil bilmesinden dolayı 1875'de Hariciye Nazırı Arifi paşanın
yanına Hariciye Umur-u Ecnebiye Katibi (Dışişleri bakanlığı Protokol
Müdür Yardımcısı) olarak atanır. Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden
sonra 1876'da bu görevinden alınarak Matbuat-ı Ecnebiye'ye (Yabancı
Basın Yayın Müdürlüğü) atanır. 1877'de Beyoğlu Altıncı daire Belediye
Müdürü olur ve Osmanlı Rus Harbinin sonunda (1878) devlet memurluğundan
ayrılır. Artık resim yapmak için bol vaktinin olacağını düşünmekte olan
Osman Hamdi'nin en verimli döneminde bir kenara çekilmesi, uzun sürmez.
Müze-i Hümayun'un Müdürü Dethier'in 1881 yılındaki ölümünden sonra,
o sıralar Viyana Sefiri olan Babası Edhem Paşa'nın ve yakın çevresinin
gayretleriyle Müze-i Hümayun'un Müdürlüğüne atanır.
Aslında
Müzenin başına yine bir yabancı, Alman Dr.Millhofer getirilmek istenmiş(3);
son anda bu fikirden vazgeçilmiştir. Osman Hamdi bey'in Müze-i Hümayun'un
başına getirilmesindeki en önemli etkenlerden birisi onun eski eserlerin
değer ve korunması hususlarına değindiği dönemin ilk özel gazeteleri
olan Ceride-i Havadis ve Ruzaname-i Ceride-i Havadis gazetelerinde 17
ve 24 Ocak 1865 tarihlerinde yazdığı yazılardır. Osman Hamdi Bey Müze
Müdürlüğüne getirilmeden on altı buçuk yıl önce eski eserlerimizin yabancılar
tarafından götürüldüğüne dair yazılar yazarak dikkatleri üstüne çekmeye
başlamıştır(4). Gençliğinde Fransa'ya hukuk tahsili
yapmak üzere gönderilen ve orada batılı anlamda güzel sanatlar ve eski
eserlerle verilen önemi çok iyi gözlemleyen Osman Hamdi Bey Müze Müdürlüğüne
getirilmesiyle,Türk arkeoloji, müze ve sanat dünyası büyük ve verimli
gelişmelere tanık olacaktır.
Osman
Hamdi Bey'den önce İlk Türk Müzesinin çekirdeği batı ülkelerinde olduğu
gibi bizde de saray bünyesinde gerçekleşmiştir. Topkapı Sarayında birikmiş
çeşitli hediyeler, ganimet ve silahların Harbiye Nazırı Fethi Ahmet
Paşa tarafından 1846 yılında Aya İrini'de sergilenmesiyle ilk müzemiz
kurulmuştur(5). Müze-i Hümayun adını alan müzenin
teşkilatlanmasına Maarif Nazırı Saffet Paşa'nın gayretleriyle çalışılmıştır(6).
Giderek gelişmeye başlayan Müzeciliğimizde önceleri üst düzeyde yabancı
uyruklu kişiler görevlendirilmişlerdir. Galatasaray Lisesi öğretmeni
Mr. E. Goold ve tarihçi , arkeolog, epigraf ve ressam olan Alman Dr.
Philip Anton Dethier ( 1872 -l881 ) Müze-i Hümayun Müdürlükleri yapmışlardır.
Dr. Dethier müzeye eserler kazandırmış, 1874 'de eski eserleri koruyucu
mahiyette bir de nizamname çıkartmıştır. Ancak, ne yazık ki "1874
Asar-ı Atika Nizamnamesi" eski eserlerin yurt dışına çıkışını yasaklayan
bir hüküm getirmemektedir. 1840 yılından itibaren yabancılara kazı izni
verilmesiyle başlayan Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan
maddi ve manevi değerleri üstün müzelik eserleri türlü araçlarla, hatta
gemilerle Avrupa Müzelerine götürmeye başlamışlardır. Diğer bir deyimle
eski eser yağmacılığı resmen devlet eliyle başlatılmış ve uzun sürede
buna dur denilmemiştir .
1881
yılında Müzenin başına getirilen Osman Hamdi Bey, müzeciliğimizi ilk
kez modern anlamda ele almaya başlar. İlk işlerinden birisi başından
beri karşı olduğu, yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserlerin
yurt dışına götürülmesini yasaklamayı planladığı tüzük hazırlığıdır.
Paris'te yarım bıraktığı Hukuk eğitiminin yararları burada görülür.
Yürürlükte bulunan "1874 Asar-ı Atika Nizamnamesini" 1883
yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurt dışına çıkarılmasını
yasaklayan maddeler koydurur. Böylece batılı ülkelere Osmanlı topraklarından
eser akışını kesin olarak engeller .
Ülkede
yapılan arkeolojik çalışmaları tek elden kontrol eden disiplinleri oluşturur.
Daha önce yabancılar tarafından başlanmış ve yarım bırakılmış kazıları
ele alır ve bunları geliştirir. İlk Türk bilimsel kazılarını başlatır.
Kendisi Nemrut Dağı, Lagina Hekate ve Sayda (Sidon)'da kazılara başlarken
yakın çevresini de başka kazılarda görevlendirir. Oğlu Mimar Edhem bey
bunlardan biridir. Edhem Bey'in Aydın'da Tralles'de yaptığı kazılarda
bulunan mermer heykeller, Artemis'e atfedilmiş tapınağın frizleri ve
daha birçok eser ortaya çıkartılır. Eserler İstanbul'daki Müze-i Hümayun'a
getirilir. Yine Aydın çevresindeki Alabanda ve Sidamara antik kentlerinde
yapılan kazıların başında kardeşi Halil Ethem Bey vardır. Müze Memurlarından
Makridi Bey, Rakka, Boğazköy ve Alacahöyük, Akalan, Langaza, Rodos,
Taşoz ve Notion kazılarını yürütür. Sayda(Sidon) kazılarında pek çok
lahit bulur, bunlardan bir tanesi daha sonra dünyaca ünlenen İskender'in
lâhdidir. Muğla Milas ilçesi içinde Lagina'da Hekate tapınağına ait,
kabartmalı firizler (1891-92), İstanbul'a getirilir. Böylece Müze-i
Hümayun Avrupa'daki büyük Müzeler gibi, son derece görkemli arkeolojik
eserlerle dolu bir "İmparatorluk Müzesi" haline gelir.
Osman
Hamdi Bey'in Müze Müdürü olur olmaz ilk yaptığı çalışmaların başında,
artan eserlere sağlıklı bir binanın sağlanmasıdır. Aya İrini'den sonra
Çinili Köşke taşınan arkeolojik eserlerin büyük bölümü üst üste depolanmaktadır.
Ayrıca, Müzeciliğin yalnızca eser depolamak olmadığının bilincinde olan
birisi olarak bunların kaydedilmesi, onarılması ve sergilenmesi çalışmalarına
hızla başlamıştır. Osman Hamdi Bey eserlerin nem ve rutubetten uzak
ve sağlıklı korunup sergilenebileceği gerçek anlamda bir İmparatorluk
Müze binası yapılması için dönemin yöneticilerini ikna eder.Aldığı destekle
bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesinin ilk kısmını 1899'da, ikinci kısmını
1903'de ve üçüncü kısmını 1907 yılında bitirterek ziyarete açar. Modern
bir müze için gerekli kütüphane, fotoğrafhane ve model haneyi tamamlatır.
Osman
Hamdi döneminde başka müzeler de faaliyete girmeye başlar. Arkeoloji
ağırlıklı olan Müze-i Hümayun'un içinde yeterli yer olmadığı için, ilk
müze binası olan Aya İrini'de silahlar ve askeri teçhizat kalmış ve
burası günümüzdeki Askeri Müzenin temeli olan (Cebehane olarak tanınan)
Esliha-i Askeriye Müzesi olarak düzenlenerek (1908) ziyarete açılmıştır.
Deniz Müzesinin temeli olan Bahriye müzesi (1897)'de yine Osman Hamdi
bey döneminde açılmıştır. Osman Hamdi Bey, başkent İstanbul dışında
Selanik, Sivas, Bursa ve Konya'da eser depolarını kurdurarak ilerde
geliştirilecek bölge müzeleri projelerini de başlatmıştır.
Eski
eserlerimizin yabancılarca yurt dışına götürülmesini engelleyen yasayı
çıkarıp, ortaya çıkan eserlerin müzelerimize kazandırılmasını ve müzelerin
de depo anlayışından çıkartılıp modern anlamda bilime hizmet verecek
şekilde tasnif, koruma ve sergileme çalışmaları yapmasını sağlayan Osman
Hamdi bey aynı zamanda, İmparatorluk müzesi dışında ülkenin değişik
yerlerinde yeni müzelerin temellerini de atar. Bu arada, güzel sanatlar
müzemizin çekirdeğini de oluşturmaya başlamıştır. Dünyaca ünlü sanatçılara
ait resimlerin kopyalarını yaptırmış ve bu tabloları, Sanai-i Nefise'de
yetişen Türk ressamlarının eserleriyle birlikte, Güzel Sanatlar Akademisi'nin
büyük salonunda toplamıştır. Bu çalışmalarından ötürü Çağdaş Türk Müzeciliğinin
gerçek kurucusu olarak kabul edilmiştir.
Osman
Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki başarılı çalışmaları ile yurt dışına
ulaşan bir ün sahibi olur.Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri,
madalya ve nişanlarla Hamdi Bey'i kutlamışlar, böylece Türkiye milletlerarası
üne sahip bir arkeolog, müzeci ve ressam, kazanmıştır. Birçok üniversite
kendisine doktorluk unvanı vermiştir.
Osman
Hamdi Bey 1881'de Müze-i Hümayun'un başına getirildikten bir yıl sonra
1 Ocak 1882'de Sanayi- Nefise Mektebinin Müdürlüğüne de atanır. Bir
yandan kazı ve müze işleri ile uğraşırken diğer yandan Türk Kültür ve
Sanat hayatına büyük katkıları olacak Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesinin
temeli sayılan "Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi"ni 1883 de
kurar. Burada eğitim verecek hocaları seçer. Bugün İstanbul Arkeoloji
Müzelerinin Eski şark Eserleri Binası olarak hizmet veren binayı, "Sanayi-i
Nefise Mekteb-i olarak Mimar Vallauri ile birlikte tasarlayarak öğretime
2 Mart 1883 öğretime açar. Böylece Osman Hamdi Bey'in sanat ve kültür
alanında ülkemize yaptığı katkılar doruğa ulaşır."
Osman Hamdi Bey, gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve
müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığını, hiç ihmâl etmemiş,
fırsat elverdikçe resim yapmıştır. Aslında kendisini en mutlu eden anlar
resim yapabildiği anlardır "Kur'an Okuyan Hoca", "Silah
Tüccarı", "Kaplumbağa Terbiyecisi", "Arzuhalci",
"Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar" " Feracali kadınlar"
"Mimozalı Kadın" "Leylak Toplayan Kız" gibi tabloları
onun en ünlü yapıtları arasındadır. Resimlerini çoğunlukla yaz aylarını
geçirdiği ve en sevgiği yer olan Kocaeli ilinin Gebze ilçesindeki Eskihisar'daki
evinde yapmıştır.
1910
yılında İstanbul'da öldüğü zaman, memlekette ve dünyada büyük yankılar
uyandırır. Osman Hamdi Bey, son çağ biliminin en seçkin siması ve gerçek
anlamda uluslararası ün kazanmış birkaç, sanatçımızdan biridir.

Batılı
anlamda Türk resim sanatının öncüleri arasında da yer alan Osman Hamdi
Bey 'in(10) 1910'da ölümünden sonra Müze-i Hümayun'un
ve Sanayi-i Nefise Mektebinin başına kardeşi Halil Ethem bey (1910-1931)
geçmiştir.
Yrd.
Doç. Dr. Şengül Aydıngün
| Notlar:
1 - Belgin Demirsar, Osman Hamdi Tablolarında Gerçekle İlişkiler,
Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989, s.5
2
- A. Müfid Mansel ve Refik Epikman'a göre Osman Hamdi bu serginin
Osmanlı Hükümeti temsilcisidir
A. Müfit Mansel, "Osman Hamdi bey" Belleten, C.XXIV,
s.292,
Refik Epikman, Osman Hamdi (1842-1910) Milli Eğitim Bakanlığı
yayınları, İstanbul, 1967,s.1.
3
- Kamil Su, Osman Hamdi Bey'e Kadar Türk Müzesi, İstanbul,1965,s.34,71-72.
4 - Mustafa Cezar, Sanatta Batı'ya Açılış ve Osman Hamdi, Türkiye
İş Bankası A.Ş. Kültür Yayınları:109, İstanbul, 1971,s.225-226.
5 - Enver Behnan Şapolyo, Müzeler Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul,
1936, s.32.
6 - Öz, Tahsin, "Ahmet Fethi Paşa ve Müzeler", Türk
Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, İstanbul, V, 1949 s.1-15.
7 - Ferruh Gerçek, Türk Müzeciliği, T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara,
1999, s.266-270.
8
- Kamil Su, age., s. 8.
9
- Nur Akın, " Osman Hamdi Bey, Asar-ı Atika Nizamnamesi ve
Dönemin Koruma Anlayışı Üzerine" Osman Hamdi Bey ve Dönemi,
Sempozyum 17-18 Aralık 1992, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Sempozyum/Atölye
1, İstanbul, 1993 : 233-239.
10 - Osman Hamdi bey'in sanatçı yönü hakkında bkz. Cezar, age.
11
- Demirsar, age. s.10, dipnot 25.
|
|














|